EDİRNE İL MİLLÎ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

İl Millî Eğitim Müdürümüz Sayın Hüseyin Özcan, Keşan İlçesinde ki “Temiz Yürekler Temiz Liderler” Paneline Katıldı.

07 Nisan 2016 Perşembe günü düzenlenen panele İl Millî Eğitim Müdürümüz Sayın Hüseyin Özcan’ın yanı sıra Keşan Kaymakamı Sayın Nuri Özder, Temiz Keşan Derneği Başkanı Tolga Mercan, ilgili kurumların müdürleri, okul idarecileri ile okul aile birliği temsilcileri katıldı.
İl Millî Eğitim Müdürümüz Sayın Hüseyin Özcan, Keşan İlçesinde ki “Temiz Yürekler Temiz Liderler” Paneline Katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başlayan panelde Temiz Keşan Derneği Başkanı Sayın Tolga Mercan, derneğin hava kirliği ile ilgili mücadelesi hakkında bilgi vererek, gelecek kuşaklara temiz bir Keşan bırakmak için herkesin desteğine ihtiyaç duyduklarını belirtti.

İl Millî Eğitim Müdürümüz Sayın Hüseyin Özcan yapmış olduğu konuşmasında; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” Anayasamızda açıkça yer alan bu maddeye istinaden yaşadığımız çevrede, daha güzel bir ortamda yaşama hakkına tüm bireylerin sahip olmasının sağlanması gerekmektedir. Bu da ilk elden çevre bilincinin bireylere kazandırılması ile mümkündür. Çevre bilinci; çevreyle ilgili kararları, ilkeleri, yorumları içeren düşüncelerden, bu düşüncelerin yaşama aktarılması olan davranışlardan oluşmaktadır. Böylesine kapsamlı bir kavramın gelişimi de kuşkusuz basit bir süreçle oluşmamaktadır. İnsanoğlunun çevresiyle etkileşime girişiyle ivme kazanan bu süreç yaşam boyu devam etmektedir.

Trakya’nın neredeyse genelinde görülen, Keşan’da ise çeşitli sebeplerden dolayı hat safhaya ulaşan hava kirliliği anayasamızda yerini bulan insanların güzel ve sağlıklı ortamda yaşama hakkı ilkesiyle ne yazık ki çelişmektedir. İlçemizde Linyit kömürünün yakıt olarak yaygın bir şekilde kullanılması, yoğun trafik, doğal gaza geçişte geç kalınması gibi sebeplerden dolayı artan kükürt dioksit ve partikül madde miktarı Türkiye ortalamasının çok üzerine çıkmıştır. Kükürt dioksit, AB ülkelerinde yılda sadece 3 gün aşılabilirken. Keşan’da bu sınır ortalama 112 gün olarak kaydedilmiştir. Bu değerler Dünya Sağlık örgütü ve AB ülkelerinin belirlemiş olduğu sınır değerlerin çok üzerindedir.

Avrupa’da ise görünmez katil diye nitelendirilen hava kirliliğine karşı radikal önlemler alınarak mücadele yoluna gidilmektedir. Gandhi’nin bir sözünde dediği gibi “Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, fakat herkesin hırsına yetecek kadarını değil” ilkesinden hareketle AB, hava kirliliğine maruziyeti azaltmak için birçok düzeyde faaliyet göstermektedir: Kanunlar; uluslararası, ulusal ve bölgesel otoriteler ile resmi olmayan organizasyonların yanı sıra, hava kirliliğinden sorumlu sektörlerle işbirliği ve araştırma, AB politikaları, hava kalitesine yönelik sınırları ve hedef değerleri belirleyerek, emisyonları azalma, hava kirliliğine maruziyeti en aza indirme gibi tedbirler bunlardan bazılarıdır. 2013´ün sonlarında Avrupa Komisyonu, hava kirliliğini azaltmaya yönelik yeni önlemleri içeren bir Temiz Hava Kalitesi Paketi önerisini benimsemiştir. Yeni önlemler, havayı kirleten faktörleri 2030 yılına kadar şimdikine oranla %20 oranında azaltmayı öngörmekle beraber, Komisyon, kirliliğin azaltılması sayesinde yılda 58 bin prematüre ölümü engelleyeceklerini ve Avrupa Birliği´ne üye ülkelere yılda 40 milyar Euro kazandıracağını da taahhüt etmektedir. Burada ilk elden göze çarpan çevre sorunlarıyla baş etme yolunda atılacak her adımda toplumun top yekûn görev almasıdır.

Bir diğer örnek de Dünya sağlık Örgütü´nün (WHO) verilerine göre, hava kirliliğinin hat safhaya ulaştığı Yeni Delhi’de alınan radikal önlemlerdir. Trafik akışını ciddi biçimde kısıtlayan önlemlere göre,  haftanın belli günlerinde sadece çift sayılı plakalı araçlar, diğer günlerde ise tek sayılı plakalı araçlar trafiğe çıkabilmiş. Yeni düzenlemelere uygun hareket etmeyenlerin ehliyete el konulması ve para cezası gibi yaptırımlar uygulanmış, yüzlerce trafik polisi ve gönüllü, önlemlerin hayata geçirilmesini sağlayabilmek için sokaklarda görev almış, maskeli öğrenciler, şoförlere yeni kuralları hatırlatarak, ellerindeki pankartlarla bu kurallara uygun hareket etmeleri çağrısı yapmış ve ayrıca termik santraller partiküller belli bir oranın altına düşene kadar kapatılmıştır. Önlemlerin uygulanmaya başlamasının ardından Yeni Delhi´de trafiğin daha rahatlamış olduğu ve hava kirliliğinin de önemli ölçüde azaldığı gözlemlenmiştir.

Sadece Keşan’ın değil tüm Trakya’nın sorunu olan hava kirliliği ve bunun yanı sıra çevre kirliliğine karşı tüm halk olarak topyekûn mücadele başlatmalıyız. Kaliteli kömür kullanımı, doğal gaza geçişin hızlanması, belediyenin yapacağı kontrol ve denetimler sıklaştırması bu sorunun çözümüne katkı getirecektir. Yeşil alanların arttırılmasına yönelik çalışmalar, tüm Trakya halkının bilinçlendirilmesi ve çevreye karşı duyarlılığın arttırılmasına yönelik yeni ve işlevsel sosyal sorumluluk projelerinin geliştirilmesi, alınacak tedbirler arasındadır. 

Ülkemizde çevre bilincinin daha geniş kitlelerce benimsenmesini sağlamak adına ulusal ve uluslararası projeler yürütülmektedir. Örneğin TÜBİTAK, ’Doğanın Dilini Öğrenme Programı’ başlıklı bir kampanya başlatmıştır. Kampanyanın amacı, kentlerde yaşayan insanların özellikle ilk ve ortaöğretim çağındaki gençlerin yaşadıkları kent ve çevresinde bulunan doğal değerlerin farkına varmalarını, bunların oluşum süreçlerini öğrenerek bilimi sevmelerini sağlamaktır.

Yine 2004 yılında TETRA-PAK işbirliği ile yürütülmeye başlanmış ‘Çevre Eğitimi Projesi’ kapsamında uygulama çevre eğitimleri verilmiş ve Çevre Konusunda Eğitimci Eğiticileri yetiştirilmiştir. 2002 yılında Deniztemiz Derneği(TURMEPA) koordinatörlüğünde başlatılan Temiz Deniz (ALİPOT) Projesi kapsamında denizlerin temizlenmesi için uygulamalı eğitimler verilmiştir. GLOBE( Çevre Yararına Global Öğrenme ve Gözlemleme Programı) uluslararası bir projedir ve çevre hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak üzere birlikte çalışan öğretmen, öğrenci ve bilim adamlarından dünya çapında bir ağ oluşturulmuştur. SEMEP projesi UNESCO’nun uluslararası bir çevre eğitimi projesidir. 24 ülkenin dahil olduğu projenin Türkiye sahibi Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Çevre Bakanlığımız da projeyi desteklemektedir. EKO-OKULLAR projesi yaklaşık 30 ülkede 10000’den fazla okulda uygulanmaktadır. Türkiye’deki yürütücülüğünü Türkiye Çevre Eğitim Vakfının yaptığı proje kapsamında Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı’nın belirlediği ve diğer ülkelerde de uygulanan kriterleri yerine getiren okullar, yeşil bayrak ödülü ile ödüllendirilmektedir.

Görüldüğü üzere ülkemizde çevreyi koruma bilincini arttırmak amacıyla pek çok proje yapılmaktadır. Ancak bu çalışmalar sadece projeye katılan kitlelerle sınırlı kalmaktadır. Bu sebeple çevre eğitiminin çok ciddi bir şekilde ele alınıp uygulanabilmesi ve toplumun bütün kesiminin yapılacak olan çalışmalara katkı sunmasının sağlanması ile çevre eğitiminde yol alınabilir. Yapılacak olan çevre eğitimi ve çevre bilincinin yerleşmesi ulusal programlarında; toplumun tüm katmanları için ayrı çalışmaların yürütülmesi gerekmektedir. Her yaş grubu için ayrı ayrı ve etkili olarak hazırlanmış olan çevre eğitiminin verilmesi ile çevre bilincinin yerleşmesi sağlanabilir.

Çevre eğitiminin hem bilişsel hem de duyuşsal alanda amaçları vardır. Bilişsel alandaki amaçları, bireyleri daha çevre okur‐yazarı yapmaya yönelirken, duyuşsal alandaki amaçları çevreye ve çevre sorunlarına karşı değer ve tutumları oluşturmaktır. Çevre eğitimine ilişkin ilk çalışmalar doğa araştırmaları ve korumacılık olarak kendini göstermiştir.

Çevre eğitimi ilk kez 1970 yılında Dünya Günü´nde planlanmaya başlamıştır. BM, "İnsan Çevresi" adlı ilk toplantıyı 1972 yılında Stockhom´de yapmış ve bu konferansın başlangıç tarihi olan 5 Haziran, Dünya Çevre Günü olarak her yıl çeşitli etkinliklerle tüm ülkelerde kutlanmaya başlanmıştır. 1977 yılında Tiflis´de yapılan çevre eğitimine ilişkin hükümetler arası konferansta, çevre eğitimi konusunda uluslararası işbirliğinin gereğine işaret edilerek UNESCO ve UNEP´in girişimlerinin tüm uluslararası toplumu kapsayacak şekilde genişletilmesi kabul edilmiştir.

Tiflis Konferansının Bildirgesi ve Önerileri, “çevre eğitiminin” eğitim süreçleri içinde yerini alması için bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Türkiye’de, son yıllarda çevre eğitimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında gerek devlet, gerekse kamuoyunda bilinçlenme artmaya başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı bu süreçteki misyonunun farkında olarak mevcut müfredata öğrencilerin çevre bilincini geliştirmek adına ünite ve ders dışı etkinlikler eklemiştir. İlköğretim programları amaç, içerik ve kazanımlar açısından bütüncül olarak incelendiğinde, çevre kavramının yakın çevredeki canlılar, öğrencinin kendi/yakın çevresi ve çevre koruma olarak algılandığı, ancak sosyal ve kültürel çevrenin ihmal edildiği görülmektedir. Buna ek olarak, çevre ile ilgili kavramlar çoğunlukla Fen ve Teknoloji dersinin bir parçası olarak ele alınmış, Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler derslerinde de belli bir oranda söz edilmiştir. Buna karşılık Finlandiya ve İrlanda gibi bazı Avrupa ülkelerinin eğitim programlarında çevre kavramı görsel sanatlar ya da tarih gibi derslerde bile ele alınan bir konudur. Bu açıdan bakıldığında programlardaki çevre kavramının çevreyi tanıma ve korumaya odaklı ve fen eğitiminin bir parçası olarak kabul eden sınırlı bir anlayışla ele alındığı söylenebilir. Doğal kaynakların korunması ile ilgili olarak çoğunlukla ekosistem ve biyolojik çeşitlilik konularında bazı kazanımlara yer verilmiştir ancak stratejide yer alan kimi konular sınırlı sayıda kalmıştır. Öte yandan, öğrenci kazanımları küresel olmaktan çok, yerel temelli olup ülke sorunlarını temele almaktadır. Oysa çevre kavramı sadece yakın çevreyi değil, uzak çevreyi de kapsamalıdır. Belçika, Finlandiya, Fransa, Yunanistan ve İspanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin ilkokul programlarında Danimarka, İrlanda ve İskoçya’da ortaokul programlarında ise çevre eğitimi ayrı bir ders halinde sunulmakta, bazılarında disiplinler arası bir anlayışla ya da farklı derslerle iç içe geçmiş olarak verilmektedir. Genel olarak çevre eğitimi fen dersleri dışında halk eğitimi, doğa, toplum gibi bazı derslerle disiplinler arası bir yaklaşımla daha kapsamlı olarak yer almaktadır.

Bu çalışmalar zor olarak algılansa da istenen düzeyde çevre eğitimin oluşturulması için uygulanması gereken temel kriterler olarak ele alınmalıdır. Sadece okullarda verilecek çevre eğitimi ile çevre bilincinin ve çevre korunmasının oluşturulmasının sağlanması mümkün değildir. Sadece toplumun bir katmanı için yapılan bu çalışma ile yıllar sürecek olan bir zaman diliminde çevre eğitimin verilmesi mümkün olabilir. Okullarda verilecek olan çevre eğitimi ile gelecek kuşakların eğitilmesi sağlanmış olabilir. Oysa genel bir çevre eğitimi ile toplumu oluşturan tüm bireylerin çevre konusunda duyarlılıklarının geliştirilmesi gerekmektedir.

Bir Kızılderili atasözü ile sözlerime son vermek istiyorum, ‘Son ağaç kesildiğinde, son nehir zehirlendiğinde, son balık öldüğünde paranın yenilmeyeceğini göreceksiniz’ Çocuklarımıza emanet edebileceğimiz bir tane dünyamız var. Bu sebeple çevreyi koruma her şeyden önce, geleceğimizi koruma adına atılacak her türlü adımda elimizi çekinmeden taşın altına koymalıyız” dedi.

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazan Kurtarır tarafından slayt sunum ile gerçekleştirilen,  hava kirliliğinin başlıca nedenleri, etkileri ve alınması gereken önlemlere ilişkin bilgilendirmenin ardından panel sona erdi. 

08-04-2016   08-04-2016   08-04-201608-04-2016   08-04-2016   08-04-2016

Çavuşbey Mah.Hükümet Aralığı No4 Vilayet yanı Edirne - 284 212 61 22

MEB © - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik, Kullanım ve Telif Hakları bildiriminde belirtilen kurallar çerçevesinde hizmet sunulmaktadır.